|
Yıllardır “Migros” adını içimize sindirememişken büyük
işadamlarımız‚ saygın girişimcilerimiz Ankara’nın Akköprü semtindeki
“Migros”un adını “Ankamall” yapmaya karar vermişlerdi. “Sermaye” karar
vermesin bir kez… Karar uygulandı. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de
büyük alışveriş merkezinin açılışını yaptı. Sayın Demirel’in‚ bu ada
tepki göstereceğini düşünenler‚ büyük bir düş kırıklığı yaşadı.
Sayın Demirel 60’lı‚ 70’li yıllarda özleşen Türkçeyi “uydurukça”
sayan başbakandı bu yıllarda kurduğu hükümetlerin Milli Eğitim
Bakanları da Türkçe sözcükleri yasaklamak‚ Atatürk’ün kurduğu Türk Dil
Kurumu’nu kapatmaya çalışmakla tanınıyordu. 1977’de kurulan Milliyetçi
Cephe Hükümetinin programında özleşen Türkçeye bakış‚ Türk İslam
sentezi penceresindendi. “Olanak‚ olasılık‚ yanıt…” diyen memurun
canına okunuyor insanlar kullandıkları dile göre mimleniyordu. Ulusal
kimliğin tanımında “din” öğesi baskın olmaya başlamıştı. İktidar
“milliyetçi muhafazakâr”dı. Bu nasıl bir “milliyetçilik”se‚ Atatürk’ün
başlattığı Dil Devrimiyle kazanılan sözcüklere‚ terimlere düşmandı.
Yabancı adlandırma o dönemde hızlandı çünkü serbest ekonominin “özgür”
girişimleri için “sağ selbes”ti. Bu serbestlik doğallıkla dile de
yansıdı. Ancak bu durum bir çelişkiyi de içinde barındırıyordu:
“Milliyetçi muhafazakâr” girişimciler eski dille konuşmayı‚ araya
yabancı sözcük serpiştirmeyi seviyor‚ her fırsatta yüzde 99’u Müslüman
ülkeden söz ediyor nedense ürünlerine Arapça ya da Farsça değil de
İngilizce ad koymayı yeğliyorlardı.
İşyerinizin Adı Niye Yabancı?
“İşyerinizin adı niye yabancı?” diye sorduklarımız‚
“Elhamdülillah Türk ve Müslüman”dı. Yoksa biz “AB karşıtı mıydık‚
küreselleşmeden haberimiz yok muydu?” Ülke gelişiyordu şekerine
çöreğine yabancı ad koymanın ne sakıncası vardı? Ürünlerimiz dünyayı
dolaşıyor biz Türkçe diyerek “tutuculuk” yapıyorduk. Ne yani‚
yabancılara hizmet verilmeyecek miydi? “Red Shoes”un sahibi‚ yılda kaç
yabancıya ayakkabı satıyordu? Burası bizi ilgilendirmezdi.
İlgilendirmezdi çünkü kendi ülkemizde konuktuk.
“Milliyetçi muhafazakâr” iktidarlar Türkçeyi hiç sevmediler. Bu
sevgisizlik eğitimin özüne yansıtılıp Türkçeyi sevenler
cezalandırılınca‚ dile güvensizlik büyüdü. Yabancı dil öğrenemeyen‚
işyerine‚ ürününe yabancı ad veremeyen‚ büyük küçük herkes işsiz aşsız
kalacağına inandı. Ürününe‚ işyerine yabancı ad verenler de satışın
arttığını ileri sürmeye başladı. Oysa adı “yabancı”‚ orta ölçekli
dükkânları ertesi yıl yerinde bulamıyorduk. Otellerin neredeyse
hepsinin adı yabancıydı ama yıllardır beklenen “turist patlaması” bir
türlü gerçekleşmiyordu. Küreselleşmenin küresi hızlı dönüyor‚ bir yanı
hızla yeşerip öte yanı ağır ağır pembeleşen sermayeye tutunamayanlar
yerle bir oluyordu. Ayrımında değildik küreselleşmenin‚ yönünü ve
hızını iyi saptayamadığımız küresi‚ dilimizi de içimizi de eziyordu.
Sonunda yabancı hayranları‚ kendi toplumlarına ne denli
yabancılaştıklarını‚ bu yabancılaşmanın bütün topluma zarar verdiğini
göremeyecek duruma geldiler.
Örnekler bilinç aşınmasının en acı kanıtları değil mi?
Sağ Olsunlar‚ Dile “Yeni” Sözcük Kazandırıyorlarmış!
“Ankamall” adı‚ bir yıllık yoğun çalışmanın ürünüymüş… “Anka”‚
Ankara’nın en anlamlı kısaltmasıymış… Arapça ya da Farsça bir sözcük
seçmek yerine‚ uluslararası “mall” ile ne güzel bir sözcük türetilmiş…
Şu sözcük türetme yeteneğine bakın… Alışveriş merkezinin sahipleri‚
işyerine‚ aile adı mı koysalarmış… Türk girişimcinin ulusal kimliğimiz
olan dile bakışını yansıtan “Ankamall”ın sonu “moll” diye okunuyor!
Hayır‚ “mal” diye okuyanlar da var… Şimdi ne olacak? Genç satıcı
dükkânına “Pabuçisko” demiş ne olmuş… “Pabuç Türkçe‚ isko İspanyolca…”
Ayıp ve yasak değil‚ olabilirdi de ama İspanyollarla en küçük bağı yok‚
“Elhamdülillah Türk!”
Yüzlerce kez yazdık‚ konuştuk… Kampanyalar düzenledik‚ binlerce
imza topladık… Sağır duvarlara çarpıyor hepsi. Dil bilinci aşınanlar
güçlü‚ dil sevgisi gittikçe büyüyenler güçsüz… Böyle sanılıyor. Dil
bilinci aşınanlar‚ öfkenin giderek büyüdüğünü‚ dil duyarlığının
gittikçe yükseldiğini göremiyorlar. Görmek istemiyorlar… İşin ilginç
yanı‚ adı yabancı da olsa‚ bir tek işyeri olanlar‚ ekmek teknesinin
kuruduğunun ayrımında değil. Holdingler “tower”lar içinde… “Center”lar‚
“plaza”lar ışıl ışıl… “Showroom”lar göz alıcı… Ne ki yaldızları doğal
değil. Sonradan olma… Şimdilik‚ yükselen dil duyarlığını‚ tepkili
sesleri duymadan gönül rahatlığı içinde yaşıyorlar. Ya iki gözü‚ “tek”
ekmek teknesinde olanlar…
Bilindik sözdür böyle gelmiş böyle gitmez… Hiçbir olumsuzluk‚
hiçbir karanlık sonsuza dek sürmemiş… Süremez… Zaman alır belki ama
sürmez… Sürmemeli…
Adı yabancı olan yerden yiyecek giyecek almazsak ne olur? Aç ya
da açık mı kalırız? Siz hiç‚ adı yabancı yerde kebap yemediği‚ adı
yabancı olan tatlı‚ şeker almadığı için öleni duydunuz mu?
Ne Yapmalı‚ Nasıl Etmeli?
Büyük alışveriş merkezlerinin‚ yeme‚ içme‚ konaklama yerlerinin
sahipleri: Ülke yaşamına katkınızı‚ gelin Türkçeyle düşünerek
pekiştirin! Türkçe adlandırmaya örnek‚ yaşanacak ulusal coşkuya öncü
olun! İlköğretim okullarında bile Türkçeyi kurtarma öbekleri kuruldu
çocuklarımız da mutsuz‚ karamsar… Çocuklarımızın sesini duyun‚ halka
kulak verin! Eskisinin yerine asacağınız Türkçe tabelalar‚
geleceğimizin güvencesi çocuklarımızın Türkçeye güvenini pekiştirecek!
Dostlar‚ arkadaşlar‚ hiçbirimizin Türkçenin kurallarını bozma
yetkisi yok! Adlandırmada “x‚q‚w”yi kullanarak Anayasayla korunan
Devrim Yasalarını çiğnediğinizin ayrımında değil misiniz? Ey cumhuriyet
savcıları‚ bizi duyuyor musunuz? Biz yasalara uymak‚ siz de uymayanı
uyarmakla yükümlü değil misiniz?
Basın yayın organlarının saygın sahipleri‚ saygın yöneticileri:
Gazetelerinizin‚ dergilerinizin‚ televizyon ve radyolarınızın dil
özensizliği‚ toplumun dil bilincini köreltiyor. Her şey halk içinse‚
inanın‚ halk bu türlüsünü istemiyor. Televizyon ve radyolardaki türlü
izlenceler‚ gazete ve dergilerdeki yazılar‚ haberler‚ doğru ve
etkileyici bir dille sunulmalıdır. Kimi eğlence‚ yarışma
izlencelerinde‚ kimi dizilerde sıklaşan yerel dil kullanımı‚ ortak dile
büyük zarar vermektedir. Sizden beklentimiz‚ kurumsal adlarınız‚
adreslerinizi düşünmekten başlayarak‚ toplumu bilgilendirme‚ eğlendirme
işlevinizi doğru‚ etkileyici Türkçe ile yerine getirmenizdir!
Üç Beyaz Tutkumuzu Diriltmeliyiz!
Dünyanın hiçbir yerinde “arı” dil yoktur. Kültürel‚
uygulayımbilimsel alışverişler doğaldır bu alışverişler sözcük
alışverişini de kaçınılmaz kılar. Ancak hiçbir ülke‚ bizim gibi
kapılarını yabancıya‚ yabancı sözcüklere ardına dek açmamıştır. Hangi
ülke‚ hangi AB ülkesi‚ kendi işçisinin‚ işadamının‚ sanatçısının‚
girişimcisinin emeğine “Türkçe ad” koyarak bize sunuyor? Başkentinin
adını bozarak‚ arkasına yabancı ek ya da sözcük getirerek alışveriş
merkezleri açan ülke var mıdır? Anadolu’yu “Anatolia”‚ Ankara’yı
“Angora”‚ Türkü “Turc‚ Turca” yapmak Türkiye Cumhuriyeti’nin
yurttaşları arasındaki güzellik yarışmasında‚ dal boylu kızların
boynuna “Miss Turkey” asmak‚ nasıl bir duygudur?
Yokluk‚ yoksunluk içinde görkemli bir Kurtuluş Savaşı veren bu
ulus‚ cumhuriyetin ilk yıllarında bezini kendi pamuğundan dokuduğu‚
ekmeğini kendi buğdayından yoğurduğu‚ şekerini kendi pancarından
yaptığı için‚ Osmanlının borçlarını da ödemiş yayılmacıların karşısında
dimdik durmayı başarmış‚ aşağılık duygusu taşımamıştı. Ya şimdi?
Doğmadık bebeler borç altında! Üstelik bu bilinç aşınmışlığı sürerse‚
dünyaya gözünü açacak bebeler‚ “Hello!” ile karşılanacak. Hayır‚ böyle
düşünmek bile korkutucu! Yine başaracağız. Atatürk’ün manevi mirası
olan “akla ve bilime” sarılarak dirilteceğimiz ulusallık bilinciyle‚
ulusal ve evrensel değerleri bilgiyle büyütüp sanatla parlatarak
dilimizin kurtuluş savaşından utkuyla çıkacağız! İnancımız‚ kökenimiz‚
dünya görüşümüz ne olursa olsun‚ Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları
olarak‚ öncelikle eğitimde‚ sağlıkta‚ hak aramada ortak dille anlaşmak
zorundayız. Bu dil‚ Türkçedir!
Kendimizce derinleştirdiğimiz bireysel mutsuzluktan‚
karamsarlıktan arınalım tepkimizi örgütlü biçimde yükseltelim. Dil
Derneği’ne destek olarak‚ maddi manevi açıdan güçlenmesini sağlayarak‚
Kuvayımilliyeciler gibi tek yürek olalım.
Uzattığımız eli tutun çünkü bir elin sesi çıkmaz…
Sevgi Özel
Kaynaklar
- TürkCAN yazışmalarından aktarılmıştır.
Yazar
Uğur Çaylık
13.06.2006
|