You are here:  Anasayfa arrow genel konular arrow Edebiyat arrow Hikâyenin Tanımı Ve Türk Halk Hikâyesinin Kaynakları
Hikâyenin Tanımı Ve Türk Halk Hikâyesinin Kaynakları PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 10 Ocak 2009

Öykü, hikâye olarak da bilinir, gerçek yada düş ürünü bir olayı edebi bir üslupla aktaran kısa düzyazıdır.

Türk halk hikayeleri, efsânelerden, masallardan, menkıbelerden ve destanlardan kaynak olarak oluşmuşlardır. Türk tarihinde gelen hikâyeye malzeme olabilecek eserler bulunduğu gibi başka kaynaklardanda Türk halk hikâyesi beslenmiştir.

Kısaca Türk halk hikâyesinin kaynaklarını belirtecek olursak;

1) Türk kaynağından gelenler: Dede Korkut hikâyeleri, Köroğlu, Âşık Garib, Kerem ile Aslı, Tâhir ile Zöhre gibi hikâyelerdir.

2) Arap-İslam kaynağından gelenler: Leylâ ile Mecnun, Ebu Müslim, Battal Gazi...

 3)İran-Hind kaynağından gelenler: Ferâd ile Şirin, Kelile ve Dimne vb.

Bu saydığımız kaynaklardan beslenen Türk halk hikâyeleri; Modern hikâyeciliğin oluşmasında önemli rol oynamışlardır.

 

                                       BATIDA HİKÂYE

Antik Yunan ve Latin çağlarında, bugün anladığımız manâda hikâye yoktur. Klasisizm döneminde de fazla rağbet görmeyen hikâyenin yerine tragedya ve komedyalar yazılıyordu.

18.yy'da Voltaire'in hikâyeler yazdığını biliyoruz. Fakat, Voltaire'in hikâyelerinde daha çok kendi düşüncelmerini yaymak istediği bilinmektedir. Romantikler döneminde de W.Hoffman'ın, Adgor Poe'nın hikâyeleri gözümüze çarpmaktadır.

Ama gerçek hikâyeler devri, 19.yy'ın sonlarında realistlerle başlayıp günümüze kadar gelmiştir. Fransa'da yetişen ünlü hikâye yazarlarından Alphonse Daudet, Guy de Maupassant, A.Maurois en çok okunan yazarlar arasındadır.

Aynı yüzyılda yetişen İngliz ve Rus hikâyecileri de hikâye türünün gelişmesine hizmet etmişlerdir.

Dünya edebiyatında hikâyenin önemi büyüktür. Bildiğimiz gibi iki tür hikâye vardır. Bunlardan ilki Maupassant tarzı hikâyelerdir. Bu hikâyeler, küçük bir roman gibi olay örgüsü içinde yazılırlar. Olayın örgüsü daha önce tâyin edildiği için okuyucuyu zorlayan bir hayâl gücü gerektirmezler. Bu hikayelerde toplumsal konular ve kişilerin karakterleri incelenir. Gözleme ve gerçekliğe büyük önem verilir.

Çehov tarzı hikâyeler ise romandan bağımsız bir kuruluşa sahiptirler. Hikâyenin başlangıcı ve sonu bir düğüm hâlinde, olay örgüsü dahilinde verilmez. Okuyucunun ufkunu geliştirmesine yöneliktir. Kişiler hakkında fazla bilgi verilmeden, anlatılmak istenen mesaj okuyucuya aktarılır.

Maupassant tarzı hikâyeler daha çok klasik tazdadır.Çehov tarzı hikâye anlatıma dayalı olduğu için modern tarz hikâyenin ortaya çıkışını hazırlamıştır.

Zaman, mekan, kişilerin tanıtılması gibi konularda romanda bağımsız olarak yazılan Çehov tarzı hikâyede gerçek yaşam daha soyuttur.

                    

                             TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE             

Bugün anladığımız manâda hikâye bizde 1870'lerden beri görülmeye başlamıştır. Fransızca'dan tercüme edilen romanlarda hikâye zannedildiği bu dönemde, roman ve hikâye terimleri yeni yeni anlaşılmaya başlanıyordu. Daha sonraları; hacimce çok olanlara roman, az olanlara da hikâye denilmeye başlanmıştır.

İlk hikâye kitabımız; Emin Nihat'ın 1873'te yayınlanan Müsameratnâme'sidir. 12 parça olan kitapta uzun kış gecelerinde anlatılan hikâyeler yer almaktadır.

Tanzimat döneminin ünlü simâlarından Sâmipaşazâde Sezâi'nin Küçük Şeyler'i de ilk hikâye örneklerindendir. Bu hikâyeler, Maupassant tarzı hikâyeleri andırmaktadır. Nâbizâde Nazım'ın Kara Bibik adlı hikâyesi de Anadolu köyüne ve çiftçisine bakış açışını yansıtan ilk hikâyelerdendir.

Servet-i Fününcular, roman gibi hikâyenin de ilk güzel örneklerini vermişlerdir. Halit Ziyâ Uşaklıgil, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Mehmet Rauf bu dönemde Maupassant tarzı hikâye yazanlar arasındadır.

Servet-i Fünün'dan sonra Türk hikâyeciliği, birbirinden farklı gelişmeler göstermiştir.

1) Olayların giriş, gelişme, sonuç bölümleri roman kurgusu gibi olan hikâyeler; Mapusan tarzının devamı niteliğindedir. Ömer Seyfettin bu tarz hikâyenin temsilcisi sayılmaktadır. Milli Edebiyat akımının da öncülerinden olan Ö.Seyfettin'in hikâyelerinde toplumsal konular itinâ ile ele alınır ve okuyucuya aktarılır. F. Celâlettin, Sabahattin Ali, Samet Ağaoğlu, Haldun Taner, Şevket Bulut da bu tarz hikâye yazan yazarlarımızdandır.

2) Olay örgüsü değişmeyen fakat yalnız İstanbul hayatını ele alan hikâyelerden Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın, Ahmet Rasim'in Osman Cemâl Kaygılı'nın hikâyeleri de bu tarz hikâyelerdendir.

3) Çehov tarzı hikâyeyi andıran, konu planlaması olmayan, duygusal heyecanları ve onları anlatan hikâyelerdir. Bu hikâyeler de; hikâyenin konusuna herhangi bir yerden başlanır ve duygular ve diğer kişisel heyecanlar okuyucuya aktarılır. Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra, Sevinç Çokum bu tarz hikâye yazmışlardır.

4)Anti-roman ve varoluş çizgisiyle oluşan yeni hikayeler: Modern toplumun bunalımlarının, çaresizliklerinin anlatıldığı bu tarz hikâyenin temsilcileri şunlardır: Yusuf Atılgan, Feyyaz Kayacan, Demirtaş Ceyhun, Orhun Duru, Ferit Edgü, Erdal Öz ... Bu tarz hikâye daha soyut ve anlama dayalıdır. 1955 yılından sonra görülmeye başlanmıştır.

 

 

                              İSTAKOZ YAHUT ÇALMAKULAK

Nasıl ki, istakozun en zayıf anı kabuğunu değiştireceğ zamandır, bu sebeple "Zengin miğdelerin mey katığı", bu hayvancık; kabuğunu değiştireceği zaman, denizin derinlerinde ve kayaların girintilerine girer. Böylelikle, düşmanlarından kendini saklamış, gözden uzak olma çaresini elde etmiş olur...

Bizimde, ilk buluşmamız istakoz gibiydi, gözden ırak...

O gün okuldan kaçmış, sözleştiğimiz gibi, Şule'yle; Feneryolu üzerinde, şehir kulübü önünden geçen yol üzerinde buluşmuştuk. İlk buluşmamızdı bu onunla... Ben, merhaba! Dedim. O da, "Merhaba" Dedi, bana. Mahçup gözlerini eğdi, hemen yere... Yürüdük yolda, sessiz yanyana... O ürkek, ben acemi...

 

                                            ***

Kabataş'ta gemiden çıktım, otobüs durağına doğru yürüdüm. Emirgân'a doğru uzanmak geçti, aklımdan. Doya doya Boğaz'da bir deniz havası teneffüsü...

Kaç yıl sonra; yine aynı his, yine aynı ümit... Deniz kenarında yalnızca oturduğum masada... Hafif serinliğin, sükûn ve sakin dakikaları... Yudum yudum içtiğim çay. Daha sonra; radyodan, perde perde dağılan ses; masaları aşıp, rüzgarla arkadaş oldu, deniz üzerinde, el ele... Kaç yıl sonra, sanki o günü hatırlatıyordu, spikerin ahenkli fısıltıları:

"Hani bir sevgilin vardı

Yedi-Sekiz sene önce,"

 

                                            ***        

 

Bir başka hafta; ikindi zamanı, Recai'yi uğurlamak için gemideydim. Salonda; hem çayları yudumluyoruz hem de sohbet... Sohbet edenleri de çalmakulak...

Kim mi Recai diyorsunuz: Paris elçiliğinde memur. İyi Fransızca bilir, zekidir. Ama, gelgelelim, çapkın mı çapkın... 15 gün izinli gelmiş, şimdi dönüyor.

Yan tarafımızdaki masada bir aile oturuyordu: Yaşlı bir adam, bir kadın ve bir de kız. Recai, sık sık kıza kaçamak nazar fırlatıyor... Kız şirin, sempatik görünümlü. İhtiyar adam, yan tarafında; konuşuyorlar:

"Bana ne yapmak istediğinden bahset bakayım?"

Kız:

"Size, doktora tezimden bahsetmiştim."

Dedi. Evet anlamında başını salladı, ihtiyar.

"Mümeyizler tezimi beğendiler, Dayı."

"Şimdi ne yapacaksın?"

Kızın yüzündeki tebessüm yayılıverdi, birden. Sonra, sevinçli bir sesle cevap verdi:

"Dün bu hususta anlaştım Dayı."

Dedi. İhtiyar:

"Ne gibi?"

"Stajımı yapacağım!"

"Desene, bundan sonra, yorgunluk safhası başlıyor?"

Kız ciddileşti:

"Hayır Dayı! Ben o fikirde değilim..."

İhtiyar:

"Niçin?"

"İnsan hayatında, çalışmaktan daha huzurlu bir şey olabilir mi..."

Bu sırada, masaya doğru, bir gençle, 40-50 yaşlarında bir adam yaklaştılar. Yaşlı adam tebessümle:

"Ooo! Maşallah, bu ne sohbet?"

Dedi. Masadaki kadın, kendisine ciddi bir edayla:

"Ne yazık ki, kısa sürecek..."

Diye imada bulundu. Delikanlı:

"Demedim mi Baba?"

Dedi ve kadının yüzüne baktı. İhtiyar da, hafiften çıkıştı:

"Geç kaldın oğlum, nerede ise gemi kalkacak!"

"İşlerimi ancak bitirebildim, Ağabey."

Dedi. Kız konuşmaya başladı, yine:

"Sonra Dayıcığım, iki sene sonra stajım bitecek..."

Dedi ve sözünü bitiremeden, kardeşi lâfını ağzında bıraktı:

"Haa! Şu mesele. Onu kanuşturmaya dur Dayı; insanı kanunlarından bıktırır."

Kız sinirlenmişti:

"Ne zannediyorsun, kıskançlığından kabına sığmıyorsun, ukâla..."

Dedi ve yüzünü yan çevirdi. Delikenlı güldü:

"İktisadı bitireli daha bir yıl oldu, kızım. Baş parmak sajı görüyoruz, şimdi"

Dayı, ciddi bakışla kıza sordu:

"Stajı bitirince ne yapacaksın?"

Kız:

"Bir büro açıp, çalışacağım..."

İhtiyar:

"Güzel daha başka düşüncen yok mu? Ben düşündüm ki..."

Bu kere de, ihtiyarın lâfı ağzında kaldı:

"Amma da yaptın Dayı! Lâf ebliği... Sonra da efendim, ideal erkeğini arıyacak..."

Baba hafiften sinirlenmişti. Oğluna tersçe bakıp:

"Sinan! Bu kinayeli konuşmalar da neden?"

Adam kızına dönü, yüzünü astı:

"Alev!"

"Hııhhh! Bilmez misin baba? Fesatlığı her yerde taşar, onun."

Anne de kızına çıkştı:

"Alev, ayıp! Etraftan bizi dinliyorlar..."

Geminin ötmesi telâşlandırdı ve salonda bir kıpırdama başladı; uğurlamak için gelenlerden kimi garsona hesap soruyor, kimi el sıkışıp sarılıyordu. Defalarca tembihat ve bir sürü nasihat,bir uğultu dağılıyordu, gemide etrafa.

Kalktım, oturduğumn sandalyeden, ayrılırken gemiden; ne iktisadiyat var, ne hukukiyat! Sen Fransa'ya, ben Moda'ya... Haydi! Güle güle dedim Recai'ye, yürüdüm yalnızca...   

 

                                                                          Buruk Buruk Hikâyeler

                                                                          İbrahim Ethem Aladağ 

 

                              MEHMED'İN DÖNÜŞÜ   

Saçtan yapılmış bir su deposuydu. Evin inşa edildiği günlerde takılmışve yirmibeş yılı aşkın süredir çürümeden dayanmıştı.

Fakat, ah o yalnızlık yok muydu?

Koskoca çatının içinde tek başına olması yetmiyormuş gibi bir de gün ışığından mahrum bulunması, işini iyice güçleştiriyordu.

Su deposu, takıldığının ikinci senesinde yalnızlığını kısmen de olsa gidermenin yolunu bulmuş ve kendisine bağlanan boruya:

-Ucundaki musluğa rica et, demişti. Evin içinde neler olup bittiğini, arada bir bize aktarıversin.

Deponun bu teklifi zorda olsa kabul edilmiş ve musluktan aldığı haberler, onun karanlık dünyasını aydınlatmaya başlamıştı. Artık depo, bazen suyunun neden birkaç saat içinde tükendiğini çok iyi biliyordu. Bunlardan ilki Kurban Bayramı'na rastlamıştı. Ev, tepeden tırnağa temizlenmiş ve kesilen hayvan için bol su gerektiğinden, depoyu kısa sürede boşaltmıştı.

Üç ay sonra musluktan, ev sahibinin düğün yapacağı haberini aldı. Ve düğün günün tıka basa dolu olduğu halde, gelen kalabalığa ancak iki saat dayanabildi. Depo, bu tür günlerde elinden geldiği kadar idareliolmaya çalışıyor ve suyunu azar azar göndermeye gayret ediyordu. Böyle yaptığında, tekrar suyla dolana kadar huzurlu kaldığını farketmişti.

Su deposu, çatıdaki dördüncü senesinde, musluktan sevinçli bir haber daha aldı. Evde artık üç kişiye hizmet edilecekti. Sahiplerinin nurtopu gibi bir erkek çocokları dünyaya gelmiş ve O'na dedesinin ismi verilmişti: Mehmed.

Birkaç gün sonra musluktan:

-Mehmed'i yıkıyorlar, müjdesini duyduğunda, sevinci dahada arttı. Onun ilk banyosu için büyük bir titizlik göstermeli ve suyunun en berrak kısmını göndermeliydi. Depo, daha sonraki günlerde de onun bezleri için aynı titizliği göstermeyi ihmâl etmedi ve Mehmed'in büyümesini adıdm adım soruştruyordu.Musluktan aldığı haberlerle saçlarının uzamasını, emeklemesini, yürümeye başlamasını ve okula gitmesini hayâlinde canlandırarak kendisini avutuyor ve Mehmed'i görmüş gibi oluyordu.

Yıllar böylece akıp gitti. Su deposu yaşlanmıştı, Mehmed ise yağız bir delikanlı olup askere gitmişti. Depo sanki ilk defa yalnızlık çekiyor ve ona kavuşmak için suyunun her damlasıyla dua ediyordu.

Mehmed'in dönmesi bir hayli geçikti.

Ve günün birinde su, her zamankinden fazla kullanılmaya başladı. Evdeki faaliyet, yaşlı deponun gözünden kaçmamıştı.

Sebebini musluğa sorduğunda, yirmi yıl önceki gibi:

-Mehmed'i yıkıyorlar, cevabını aldı. Doğu sınırında askerlik yaparken, vatan hâinlerinin kurşunlarıyla vurulan Mehmed'i yıkıyorlar.

 

                                                                                   Hayatın İçinden

                                                                                   Cüneyd Suavi

               

 

                        

 
Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
ÇOCUK EDEBİYATININ GENEL NİTELİKLERİ
A. BİÇİM BAKIMINDAN ÇOCUK EDEBİYATI Çocuk kitapları, okuyucu zümrelerinin özelliğine göre biçim açısından farklılıklar gösterir. Çocuk edebiyatı eserleri de, çocuğun yaş ve seviye...
Dil Kirlenmesi
İnsanın yaşamında ve kişilik gelişiminde ana dilinin çok önemli bir yeri vardır. Dili yeterli düzeyde olan kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta daha çok başarılı...
Türkçe bilim dili değildir (mi?)
H. Avni Öztopçu   ders BELGELİĞİ, 5 Ocak 2000 “Üniversite, bir toplumun düşünce ve bilgi lokomotifidir. Orada kendi dilimizi kullanmazsak,...
Dante Ve İlahi Komedya
tarihsel arka plan:   Tarihsel akış düşüncelerin diyalektik ilerleyişi olduğu kadar bununda üstünde  ekonomi-politik bir ilerleyiştir.   Dante’nin ortaçağın sonunu ve y...
Yaratımsız Dönem Ve İkinci Yeni
1950’lerde toplumsal yapıda kimi değişimlerin belirginleştiği görülür. II. Dünya Savaşı, tek parti yönetiminin baskısı, toplumsal gelişimindeki dengesizlik sınıfsal çatışmayı körüklemiş, çok...
Hikâyenin Tanımı Ve Türk Halk Hikâyesinin Kaynakları
Öykü, hikâye olarak da bilinir, gerçek yada düş ürünü bir olayı edebi bir üslupla aktaran kısa düzyazıdır. Türk halk hikayeleri, efsânelerden, masallardan, menkıbelerden ve destanlard...
DİL BİLİÇLENMESİ
                               ...
İSİMLER
  İSİMLER İSİM: Canlı ve cansız varlıkları, duygu ve düşünceleri, çeşitli durumları bildiren kelimelere İSİM denir İsimler cins isim ve özel isim olmak üzere ikiye ayrılır. ...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
HECE VE HARF
HECE, HARF   : : Hece : : Ağzımızın bir hareketiyle çıkan seslere HECE denir. : : Harf : : Ağzımızdan çıkan sesleri yazıda göstermek için kullanılan işaretlere HARF denir. : : B...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
CÜMLE
CÜMLE Cümle: Maksadımızı tam olarak anlatan söz dizilerine CÜMLE diyoruz. Cümle özellikleri: Cümleye büyük harfle başlanır. Cümlelerin sonuna nokta, soru işareti veya ünlem işa...
Dizilişlerine ve Anlamlarına Göre Cümleler
Dizilişlerine Göre Cümleler A. Kurallı Cümle: Yüklemi sonda olan cümlelerdir. Bu çeşir cümleler kurala uygun kuruldukları için kurallı cümle diyoruz.        ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play