Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle
başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan,
Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir. 1839 Tanzimat Fermanı da bu
doğrultudaki çabanın ürünüdür. III. Selim dönemi ıslahat hareketleri, belki de
Batı ile ilişkilerin başlama noktası olarak alınabilir. Ama asıl çağdaşlaşma
bilinci Cumuhuriyet'le gelen bir olgudur. Ki; 1923'te başlayan bu süreç
aydınlanma düşüncesini de var etmiştir. Buna, bir bakıma, Anadolu aydınlanması
da denilebilir.
1923 devrimi birçok şeyin başlama noktasıdır Türkiye için. Bir dönemeçtir de.
Özellikle toplumsal yaşamdaki yenilikler; eğitim, kültür alanındaki atılımlar
aydınlanma felsefesini oluşturucak kurumların yapılandırılması bu süreçte
gerçekleştirilir.
Aydınların Batı'yı yakından tanımalar sonucu, yeni kültürel değerleri
oluşturma, var olanlara bakabilme bilinciyle donatır onları. Öteden beri
süregelen Doğu-Batı arasındaki çatışma/ikilem bir bakıma da, formüle edilmeye
çalışılır.
Kuşkusuz bu süreçte Türk edebiyatının yapısal sorunları da gündeme gelir.
3 Kasım 1928'de Harf Devrimi yapılır, Latin Alfabesi kabul edilir. Genç
Cumhuriyet'in kültür devriminde önemli adımdır bu.
Edebiyatın yapısal sorunlarından söz ettmiştik. Tanzimat Dönemi'nde (1859-1896)
ilk kez gündeme gelen konular, sorunlar; edebiyatımızın oluşma/gelişme
sürecindeki diğer dönemlerde de hep gendeme gelmiş tartışma ortamı yaratmıştır.
Özellikle şiir ve düzyazı türlerinde yaşanan ikilem, dilde ve biçimdeki
yenileşme çabaları bu tartışma gündeminin odak noktası olmuştur sürekli.
Her türlü yenilik Batılılaşma ile karşılanmış. Çağdaşlaşma düşüncesi ancak
Cumhuriyet döneminde yerini ve anlamını bularak, edebiyatın güncel sorunlarını
akılcı biçimde gündeme getirmiştir.
İmlediğimiz eksenden bakarak, Türk şiirinin Cumhuriyet Dönemi'ndeki çağdaşlaşma
serüvenini oluşumuna kısaca göz atmak da yarar var, sanıyorum.
Bugünkü şiirimizin genel görünümünü değerlendirebilmek için bu oluşma seyrine
bakmak kaçınılmaz gibi geliyor, bana.
Cumhuriyet Dönemi Şiiri
"Cumhuriyet Dönemi Şiir Antolojisi" ya da "Çağdaş Türk
Şiir" denilerek hazırlanan seçkilerde günümüz şiirinin çağdaşlaşma
sürecinin başlama noktası olarak ya Yahya Kemal Beyatlı ya da Ahmet Haşim
alınır.(1) bu konudaki kaygılarını, hazırladığı antolojinin "Giriş"
inda dile getiren Memet Fuat, özellikle şunun altını çizer: "Nedim'de,
Şeyh Galip'te,Yahya Kemal'de, Haşim'de çağdaş şiirin belli özellikleri, belli
oranda bulunsa da, 'yolu açmış'
olmanın ötesine geçtiklerini söylemek kolay değildir; çağdaş şairler oldukları
ileri sürülemez. Ne var ki bu durum onların çağdaş Türk şiirinin oluşumundaki
etkilerini yok etmiyor. Kendileri 'çağdaş' olmasalar da, arkalarından gelenlere
çağdaşlaşmaya dönük pek çok şey bıraktıkları yadsınamaz." (2)
Çağdaş Türk şiiri, eski şiirle, özellikle Divan şiiriyle alışverişini,
hesaplaşmasını yeni dönemde sürdüredurdu. Çatışma ve ters düşmede temel nokta
'dil'di elbetteki. Bunu izleyen biçim ise yeni şiirin olanaklarıyla kırılmaya
çalışılır. İleriki aşamalarda "gelenek" sorunu gündeme geldiğinde,
'eski' şiirin bu yapısal özellikle daha iyi değerlendirilecektir. Çağdaş Türk
şiirinin oluşumunda bunun yeri ve etkileri dönem dönem hissedilmiştir.
Yahya Kemal ve Ahmet Haşim
İşte bu süreçte, tam dönemeç noktasında bu iki etkili ad öne çıkıyor: Yahya
Kemal Beyatlı (1884-1958), Ahmet Haşim(1885-1933). İki şair de hem eğilimleri,
hem de sürdürdükleri ve getirdikleri tarz ile çağdaş Türk şiirinin oluşumunda
etkili olurlar. Yahya Kemal, geleneği Batı şiiri ile birleştirir; Ahmet Haşim,
bir ucuyla dil ve anlatımda Tevfik Fikret çizgisinden giderek Fransız
simgecilerinin etkisinde şiirler yazar. Sonraki yıllarda Çağdaş Türk şiirinin
onlarla başlayan, giderek de açımlanan, bu kanalda geliştiğini gözleriz. Ama
onların da öncesinde, tam Cumhuriyet'in kuruluşu arefesindeki uluslaşma
hareketi şiirde de yeni oluşumların önünü açmıştır. "Hececiler" diye
anılan, Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)
1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk
Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] bu süreçte ortaya çıkar; yurt sevgisini dile getiren
hece ölçüsüylüe şiirler yazarlar. "Konuşulan güzel Türkçeyi yazı diline
geçirerek yeni ve büyük davayı kazanan ve kazandıranlar" olarak
nitelendirilen Hececiler; Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'lerin başlattıkları
"Yeni Lisan" anlayışının etkisiyle, Osmanlıcadan arınan bir dille
şiir yazamaya yönelirler. Ulus/ulusçuluk bilincini sürekli ön planda tuttular.
Çağdaş Türk şiiri asıl ivmesini 1920'li yıllarda alır. Ahmet Hamdi Tanpınar
(1901-1962), Kemalettin Kamu (1901-1948), Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967), Necip
Fazıl Kısakürek (1905-1983) hiçbir akıma bağlı olmaksızın, ilk ürünlerini bu
süreçte verirler. Bir ara, "geçiş dönemi" diyebileceğimiz bir süreçte
ortaya çıkan Yedi Meşaleciler [ Muammer Lütfi Bahşı (1903-1947), Vasfi Mahir
Kocatürk (1907-1961), Sabri Esat Siyavuşgil (1907-1968), Cevdet Kudret
(1907-1991), Yaşar Nabi Nayır (1908-1981), Ziya Osman Saba (1910-1957) ] ilk
ürünlerini 1928'de Yedi Meşale adlı kitapta toplarlar. Kitabın önsözünde çıkış
amaçalarını;"Yazılarımızı müşterek neşretmemizin sebebi, memleketimizde
son edebi cereyanları gösterecek toplu bir eser vücuda getirmek arzusudur.(...)
Canlılık, samimiyet ve daima yenilik...bizi müşterek bir eser neşrine teşvik
eden fikirlerimizi bu suretle edebiliriz." düşünceleriyle dile getirirler.
Onların bu çıkışı ilgiyle karşılanır. "Yeni imgeler ve yeni benzetmeler
peşinde olan" bu genç şairlerin eylemini Cevdet Kudret, yıllar sonra,
şöyle değerlendirecektir: "Kendinden önceki kuşakları hırpalayarak ortaya
çıkan Yedi Meşale'nin atılımı hoşgörüylü ve çok geniş bir ilgiyle
karşılanmıştı."(2)
Gene de, onların bu çıkışı, çağdaş Türk şiirinin oluşumunda pek etkili olamaz.
Nâzım'ın Açtığı Yol
Burada, Oktay Rifat'ın şu saptamasını anmakta yarar var :"Bugünkü Türk
müziğinin tek sesli Enderun müziğinden, bugünkü resmimizin, tezhip, yazı ve
minyatürden türemediği nasıl bir gerçekse, bugünkü Türk şiirinin de Divan
şiirinden türemediği öylece bir gerçektir. Yeni şiirimizin Tanzimat'tan sonra
gelişen yenileşme şiiriyle, yönünü bulma bakımından bir ilişkisi varsa da
doğrudan doğruya bu şiirden türediği ileri sürülemez. Bugünkü şiirimiz Halk
şiirinden de türememiştir. Türeseydi belki iyi olurdu ya, ne yapalım ki, böyle
olmamış. Batı'dan mı aktarılmış öyleyse? Buna da tam olarak evet diyemeyiz.
Batı'dan teknik olarak, tema olarak, düşünce olarak çok şey alınmıştır, ama tam
anlamıyla bir aktarma yoktur ortada. Böyle bir aktarma, ayrıca, olanaksızdır.
Öyle ise nasıl türemiştir bu şiir? Bana kalırsa, her toplumda olduğu gibi, yeni
Türk toplumunda da doğal olarak ozanlar çıkmış, bunlar türlü etkiler altında,
daha çok Batı etkisinde şiirler söylemişler ve bugünkü şiirimiz meydana
gelmiştir... Böylece doğuştan yeni olan bu şiir, sonradan gözlerini geriye
çevirerek, Divan şiiriyle, hele halk şiiriyle sıkı bağlar kurmak
istemiştir."(3)
Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'in peşi sıra Nâzım Hikmet'in 1920'li yıllarda
yenilikçi ilk ürünlerini vererek ortaya çıkması, Oktay Rifat'ın da belirlemeye
çalıştığı "yenilikçi" sürecin ivmesini oluşturur.
Bundan böyle çağdaş Türk şiirinin oluşum dönemi başlamıştır artık. Nâzım
Hikmet'in açtığı yolun etkinliği 1930'lu yıllarda daha da belirginleşir.
1930-1950 Dönemi, yenilikçi şiirin önemli oluşumlarını hazırlar. İlki "I.
Yeni" Garip Şiiri'nin ortaya çıkışıdır. İkincisi toplumcu gerçekçi 1940
Kuşağı'nı oluşturan koşulların varoluşu ve "II. Yeni"nin oluşumu..
Garip Şiiri hareketi Orhan Veli Kanık (1914-1950), Oktay Rifat (1914-1988) ve
Melih Cevdet Anday'ın (1915) 1937-38'den sonra yazdıkları şiirleri Garip (1941)
adlı ortak kitapta toplarlar. Orhan Veli'nin kitabın önsözündeki yazısı ise bu
çıkışın amacını açıklamaktadır: "Şiir, yani söz söyleme sanatı, geçmiş
yüzyıllar içinde birçok değişikliklere uğramış; en sonunda da, bugünkü noktaya
gelmiş. Bu noktadaki şiirin doğru dürüst konuşmadan oldukça ayrı olduğunu kabul
etmek gerek. Yani şiir bugünkü durumuyla, doğal ve günlük konuşmaya göre bir
ayrılık göstermekte, bir ölçüde garip karşılanmaktıdır. Fakat işin hoş yanı, bu
şiirin birçok atılımlar sonucunda kendini kabul ettirmiş, bir gelenek kurarak
da, sözü geçen garipliği ortadan kaldırmış olması.Yeni doğup bugünün aydınınca
eğitilen çocuk kendini doğrudan doğruya bu noktada kavrıyor. Şiiri, kendine
öğretilen koşullar içinde aradığından, bir doğallaşma isteğinin ürünü olan
yapıtları şaşkınlıkla karşılıyor. Garip anlayışı, öğrendiklerini doğal kabul
edişinden gelmekte. Ona buradaki göreceliği göstermeli ki öğrendiklerinden
kuşku duyabilsin."(4) Yeni şiir, arayışın değil, yeni toplumdaki
gerekliliğin karşılığını buluşun ortaya çıkardığı bir olgudur.
1940 Kuşağı şiirinin oluşumu da bu buluşma sürecinde ortaya çıkar.Nâzım
Hikmet'in 1938'de tutuklanması ve şiirinin yasak/sakıncalı bulunması, İkinci
Paylaşım Savaşı'nın gölgesindeki Tek Parti iktidarının baskıcı yönetimi bu
eğilimin ortaya çıkmasında etkindir. Ülkenin yaşadığı değişim süreci
toplumsallaşma hareketini derinden etkiler. Kuşağın başlıca şairleri şunlar
oldu : Hasan İzzettin Dinamo (1909-1989), Rıfat Ilgaz (1911-1993) Niyazi
Akıncıoğlu (1916-1979), Cahit Irgat (1916-1971), A.Kadir (1917-1985), Fethi
Giray (1918-1970), Suat Taşer (1919-1982), Ceyhun Atuf Kansu (1919-1978),Enver
Gökçe (1920-1981), Ömer Faruk Toprak (1920-1979), Orhon Murat Arıburnu
(1920-1989), Mehmed Kemal (1921-1999), Arif Damar (1925), Attila İlhan (1925),
Sabri Altınel (1926-1985), Ahmed Arif (1927-1991), Şükran Kurdakul (1927)...
Bu dönemde sözünü ettiğimiz oluşumların dışında kalan şairler ise şunlar oldu:
Asaf Halet Çelebi (1907-1958), Ahmet Muhip Dıranas (1908-1980), Mustafa Seyit
Sutüven (1908-1969),Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914),
Celal Sılay (1914-1974)Behçet Necatigil (1916-1979), Cahit Külebi (1917-1997),
Salah Birsel (1919-1999), Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993), Necati Cumalı
(1921), Özdemir Asaf (1923-1981), Nevzat Üstün (1924-1979), Can Yücel
(1926-1999), Metin Eloğlu (1927-1985), Ahmet Oktay (1933).
"II. Yeni", çağdaş Türk şiirinde bir dönüşümdür. Yenilikçi şiirin
farklı bir kulvara taşındığını gözleriz. Dönemin toplumsal koşulları
belirleyicidir burada da. İmge ve yeni bir şiir dili yaratılır. Bireysel
çıkışlarla ortaya konulan ürünlerde bu şiirin eğilimleri belirginlik kazanır.
Biraraya geliş,ortak bir çaba görülmez. Bu yönelimi bir kuşak, ya da dönem/akım
olarak adlandırmak; ancak Muzaffer İlhan Erdost'un "İkinci Yeni"
belirlemesi sonrasında oluşur. Erdost, yeni şiirin birinci evresi olarak Garip
Şiiri'ni nitelendirirerek, ardılı oluşumu da şöyle değerlendirir: "İkinci
yeni denince, çokları bir kere duraklıyor. İlkeleri, yöntemleri, kuralları çizili
bir akıma konmuş bir ad gibi 'ikinci yeni' sözünü ele alıyorlar. Oysa 'ikinci
yeni' sözü ilkeleri, kuralları çizili bir akımın adı değildir; onun için de bu
sözün içine aldığı ozanlar arasında geniş ikilikler vardır.İkinci yeni sözü,
daha çok 1950 yıllarına kadar en iyi çağını yaşamış yeni şiirin üzerine gelen,
şiirleriyle onlardan yavaş yavaş ayrılan ozanları içine alır. Yani, ikinci yeni
bir okulun adı değil, kendisinden önceki şiire göre yeni olan bir şiirin sınır
çizgisidir."(5) Bu çizgi içinde yer alan şairler ise şunlardır : Oktay
Rifat, İlhan Berk (1918), Turgut Uyar (1927-1985), Edip Cansever (1928-1986),
Yılmaz Gruda (1930), Ece Ayhan (1931), Cemal Süreya (1931-1990), Tevfik Akdağ
(1932-1993), Sezai Karakoç (1933), Ülkü Tamer (1937)...
1960'larda Şiirimiz
1960'larda dünyanın dörtbir yanında oluşagelen gençlik hareketleri, 1968
Mayısında, özellikle Avrupa (Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere...) ve ABD
üniversitelerinde öğrenci eylemlerine dönüşür.
ABD'de, öğrencilerin bu hareketindeki çıkışlarının kaynağında iki temel etki
vardır: Vietnam Savaşı ve siyah özgürlük hareketi. Avrupa'daki dalgalanma ise,
"düşgücünün zaferi" olarak nitelendiriliyordu.
1960'ların gençlik hareketi başkaldırı, devrim düşüncesiyle birlikte Batı'nın,
"soğuk savaş" sonrasında, 1960'larda yeniden eleştirisini
getirmiştir. "Devrimci değişimin dinamikleri", "devrimci
örgütlenme", "yeni sol hareketin yönelimi" her ülkenin tarihsel
konumu/bağları dolayımında gündeme geliyor; 'öğrenci-gençlik'in devrimci
hareket içindeki yeri/konumu/etkinliği ön plana çıkıyordu.. Hareketin
yayğınlığı giderek Avrupa'nın bazı ülkelerinde (örneğin Fransa'da, Almanya ve
İtalya'da) kitlesel güce dönüşür. 1968 öğrenci ayaklanması, müttefiklerini
(işçileri) bularak etkin bir güce dönüşür. "İyimserlikle doluyuz, gelecek
biziz" düşüncesi yaygın bir söylemdir artık.
Dünyada bu dalgalanma yaşanırken, 27 Mayıs 1960 ülkemizde yeni bir dönemin
başlangıcını oluşturur. Askeri bir darbe ile Demokrat Parti iktidarına son
verilir. Özgürlük ortamına yönelişte öğrenci-gençlik hareketinin etkinliği
yadsınamaz.
Gelinen ortam düşün/yazın alanımızda da yeni bir dönemi başlatır. Özellikle
'60'ların ikinci yarısından sonra düşün/sanat alanındaki etkinlikler belirgince
ön plana çıkar.
Demokratik ortamın sağlanması; çevirilerin yaygınlığı yayın yaşamına bir
canlılık getiri. Dömokratik güçlerin belirle bir platformda buluşması,
örgütlenmesi giderek kitlelerle bağ kurma, bunlara ulaşma yollarını açar.
Kültür/sanat alanında toplumsallaşma süreci yaşanır. Sanatın işlevi, sanatçının
konumu, devrimci sanat, sanat-toplum, sanat-politika ilişkisi gibi kavramlar da
tartışma gündeminde yer alır.
Yazın ortamımızdaki canlılık şiirde şu açılımlarda varlığını sürdürmektedir:
1940 Kuşağı şairleri/şiirin oylumunu bulmaktadır. Garip uzanımında bir şiir
anlayışı/sürdürücüleri poetik yolculuklarını sürdüredururlar. "II.
Yeni"nin etkinliği gündemdedir..Özgürlük ortamı Nâzım Hikmet'in şiirinin
tanınması, Ahmed Arif'in ortaya çıkmasını sağlar. Bir de; kendilerini
öğrenci-gençlik hareketi içinde bulan, giderek de dergiler/yayın organları
çevresinde kümelenen, bir süre sonra da "kuşak" olarak varlıklarından
söz ettirebilecek şairler topluluğunun ayak sesleri gelmektedir.
Değişim, Dönem, Evrim, Alan 67, Yeni Gerçek, Ataç, Şiir Saatı, Yordam, Dvinim,
Yelken, Ant, Yön,Halkın Dostları, Türk Solu...Onların buluştukları, şiirlerini
yayımlayıp, düşüncelerini ilettikleri dergilerdir.
Yelken (1957-1980) dergisi çevresinde toplanan bir grup şair ilk şiirlerini
burada yayımlarlar. Derginin toplumcu gerçekçi çizgisi onların çıkışlarında da
etkili olur.
Turgay Gönenç (1939), Afşar Timuçin (1939), Eray Canberk (1940), Aydın
Hatipoğlu (1940), Nurer Uğurlu (1940), Egemen Berköz (1941), Ataol Behramoğlu
(1942), Süreyya Berfe (1943), Sennur Sezer (1943), Güven Turan (1943), Özkan
Mert (1944), İsmet Özel (1944)..
. Çıkış noktaları toplumsal ortamın gerçekliğidir; tepkinin, oluşumun şiirini
yazıyordurlar. Bu, bir tür, tarihsel misyondur. Hatta, 1940 Kuşağı'nın bile
üstlenemediği bir misyonu üstlenirler: kitlelerle daha yakın, sıcak, etkin bir
bağ kurarlar. Şiir alanlara inmiştir. Kısa sürede bir dönüşüm yaşanır.
Ataol Behramoğlu ,Alan 67 dergisinde yer alan yazısında, bir tür çıkışlarının
amacını dile getirererek şunları söyler: "Eğer yazıyorsak, hayatımızdan
söz etmek için yapıyoruz bunu. Hayatımız bir düş, bir sanrı değilse de, onu
doğa ötesi güçler değil de gerçekler belirliyorsa, tek bir edebiyat yönteminin
sözü edilebilir bugün 'Gerçekçilik'. Birinci ilke budur."(6)
1960 Kuşağı şiiri, varoluşunu bununla kanıtlayarak, şiirimizde iz bırakmıştır.
Bu kuşağın çıkış noktasının bir başka önemli boyutu da, 'ulusallık'tır. Oluşan
'gerçekçilik' anlayışını bunun üzerine kurmayı amaçlarlar.
1960 Kuşağı, dünyayı değiştirmek için yola çıkan bir kuşaktır. Şiirinin mecrası
da bu kanalda gelişir. Toplumcu sanat anlayışını savunurlar.
1960'lar edebiyatımızda yenileşme/özgürleşme dönemidir. Dönemin bu atılımcı
kuşağı şiirde dil>imge>biçim yönünden yenilikçi bir yapı kurmaya çalışır.
Tümüyle reddedici değildirler. Yeni bir kimlik oluştururken, şiirin düşünce
boyutunu gözardı etmeden senteze varmayı amaçlarlar. Dış dünya ile yakın
ilgilidirler; çeviriler, bilimsel düşüncenin kaynaklarına yöneliş poetikalarını
zenginleştirir.
Bu kuşakla birlikte yeni bir edebiyatçı tipi çıkar ortaya: alanlara inen,
halkın arasına karışan, toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapan,
soran/sorgulayan, bunları da yazdıklarıyla yansıtan...
Octavio Paz'ın deyimiyle; gençlik hareketi, din ve devrim, eros ve ütopya
arasında gidip" gelen bu kuşak; devrim düşüncesini,
özgürlük-demokrasi-eşitlik-emek...gibi kavramları gündeme getirir. Demokratik
ortamın oluşmasında, nisbi de olsa, etkindir. Örgütlenme, siyasal bilinçlenme
sürecinin yoğunluğu onların duyarlık alanlarını etkiler...
Bu dönemde ürünler veren, "II. Yeni" etkilerinden geçerek
poetikalarını oluşturmaya çalışan şairler ise şunlardır: Kemal Özer (1935),
Hilmi Yavuz (1936), Özdemir İnce (1936). Kuşağın diğer şairleri : Ruşen Hakkı
(1936), Kemal Burkay (1937), Metin Demirtaş (1938), Metin Altıok (1941-1993),
Mehmet Taner (1946), Nihat Behram (1946)...
1960 Kuşağı şiirinin çıkış/etki-tepki kaynağı salt "II. Yeni"
değildir, kuşkusuz. Geleneksel Türk şiiridir ana kaynak. Divan, halk şiirinin
yanı sıra modern şiir geleneğinin öncü şairleridir: Yahya Kemal, Nâzım Hikmet,
Orhan Veli, Ahmet muhip Dıranas, Fazıl Hsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Attila
İlhan, Ahmed Arif... Öte yanıyla da Batı şiiri...
1960'ların özgürleşme ortamında varolan; birikimi/sesiyle bugüne ulaşan 1960
Kuşağı şiiri/şairleri çağdaş Türk şiirinin oluşumunda önemli bir dönemeçtir.
Yazın ve düşün yaşamımıza yenilikler getirmiş, yaşam-şiir-toplum ilişkisine
farklı bir boyut kazandırmıştır...
70'lerden 90'lara...
1970'lerden '90'lara uzanan süreç, çağdaş Türk şiirinin oluşum çizgisinde
farklı eğilimleri, farklı yönelimleri ortaya çıkardı. Ama bu süreçte yeni bir
şiir kuşağının oluşumundan söz etmek mümkün değil. 1970'lerde ilk ürünlerini
veren şairlerin , daha çok , 1940 ve 1960 Kuşağı şairlerinden etkilendikleri
gözlenir. Ara dönemde ürünlerini verenler : Abdulkadir Bulut(1943-1985), Ali
Rıza Ertan (1944-1979), Ahmet Telli(1946), Hüseyin Yurttaş (1946), İsmail
Uyarolu (1948) bir bakıma da '70'li yılların şiirinin öncüleriydiler. Bunları
şu şairler izledi: Ahmet Ada (1947), Ebubekir Eroğlu (1950), Mustafa Irgat
(1950-1995), Barış Pirhasan (1951), İzzet Yasar (1951), Erdal Alova (1952),
Enis Batur (1952), Erol Çankaya (1952), Veysel Çolak (1954).
1970'lerin sonralarına doğru farklı bir çizgide, adeta, yeni bir çıkış
arayışını sezdiren şairlerin ürünlerinin ardı ardına dergilerde yayımlandığını,
kitaplarını çıkardıklarını gözleriz. 1970'lerin siyasal ve toplumsal devinimi
şiirin oluşumuna yansımıştır
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Hikâyenin Tanımı Ve Türk Halk Hikâyesinin Kaynakları
Öykü, hikâye olarak da bilinir,
gerçek yada düş ürünü bir olayı edebi bir üslupla aktaran kısa düzyazıdır.
Türk halk hikayeleri,
efsânelerden, masallardan, menkıbelerden ve destanlard...
ÇOCUK EDEBİYATININ GENEL NİTELİKLERİ
A. BİÇİM
BAKIMINDAN ÇOCUK EDEBİYATI
Çocuk kitapları, okuyucu zümrelerinin özelliğine göre
biçim açısından farklılıklar gösterir. Çocuk edebiyatı eserleri de, çocuğun yaş
ve seviye...
Eski Anadolu Türkçesi
Xlll. yy’ın sonlarına kadar tek bir koldon devam eden
Türk yazı dili, aynı yy’ın sonlarında dallanmalara uğramıştır. Doğuda Doğu
Türkçesi (çağatayca), Kuzeyde Kuzey Batı ...
İKTİBAS SANATI
İKTİBAS SANATI
Ödünç alma. Bir ayeti, bir hadisi ya da bir sözü tam veya
yarım olaak anlamlı bir biçimde aktarma sanatıdır. İktibaslar bu yönleriyle
irsâl-i mesele benzerler. Lelâm...
İŞTİKAK SANATI Aynı kökten türemiş en az iki sözcüğü bir
dize veya beyit içinde kullanmaktadır. İştikak da cinas sanatları içine girer.
Yazılışları ve okunuşları aynı, fakat kökleri başka olan sözcüklerle yapılan
...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
Destanlar,
toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman
istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula
şekill...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
DİĞER KELİME ÇEŞİTLERİ
DİĞER
KELİME ÇEŞİTLERİ
Edatlar: kendi başlarına
anlamı olmayan, ancak cümlede beraber kullanıldığı kelimeler arasında ilgi
kuran kelimelere EDAT denir.
...
İSİMLER
İSİMLER
İSİM: Canlı ve cansız
varlıkları, duygu ve düşünceleri, çeşitli durumları bildiren kelimelere İSİM
denir
İsimler cins isim ve özel isim olmak üzere ikiye ayrılır.
...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
CÜMLE
CÜMLE
Cümle: Maksadımızı tam
olarak anlatan söz dizilerine CÜMLE diyoruz.
Cümle özellikleri:
Cümleye büyük harfle başlanır.
Cümlelerin sonuna nokta, soru işareti veya ünlem
işa...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...